Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! [ Giriş YapRSS Yayın Akışı

OECD: Türk Tarımı Dünya Yedincisi

Ankara Haberleri 08 Ekim 2013

OECD: Türk Tarımı Dünya YedincisiEkonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD)’nün ‘Tarımsal Politikalar: İzleme ve Değerlendirme 2013’ raporu yayınlandı. Raporun Türkiye ile ilgili bölümünde Türk tarımının dünyanın yedincisi olduğu bir kez daha vurgulandı. Raporun 22. bölümünde Türkiye’nin tarımsal politikalarına yer verildi. Türkiye’nin ana ticaret ortaklarının AB, ABD ve Orta Doğu olduğu belirtilirken 2012 yılında üreticilere verdiği tarımsal destek miktarının OECD ortalamasının 5 puan üzerinde olduğuna vurgu yapıldı. Her yıl yayınlanan raporla, Türkiye’nin de dahil olduğu OECD üye ülkeleri ile Brezilya, Çin, Kazakistan, Rusya, Güney Afrika ve Ukrayna’nın tarım politikaları takip ediliyor ve değerlendiriliyor. Raporda değerlendirilen 47 ülke, küresel tarımsal katma değerin neredeyse yüzde 80’ini oluşturuyor.

458 total views, 0 today

Bakan Güler Polise Yetki Açıklaması: Mutabakata Varılmış Böyle Bir Paket Yok

Ankara Haberleri 08 Ekim 2013

Bakan Güler Polise Yetki Açıklaması: Mutabakata Varılmış Böyle Bir Paket Yokİçişleri Bakanı Güler, polise yetki tartışması ile ilgil, herhangi bir tasarı, paket ya da üzerinde mutabakata varılmış bir tasarı taslağı bulunmadığını söyledi. Güler “Hırpalanabilecek bir paket arandı, üzerinde fırtınalar koparılacak bir paket aranıyor herhalde. Bunu demokratikleşme paketinde bulamayınca olmayan bir paket üzerinden görüyorum ki hem basında hem de bazı köşe yazarları sanki böyle bir şey varmış gibi, demokratikleşme paketinin hemen ardından sanki otoriter yetkiler geliyormuş gibi algılamışlar. Bu tamamen yanlıştır. Böyle bir çalışma yoktur.” dedi. İçişleri Bakanı Muammer Güler, polise yetki tartışması ile ilgili Meclis’te gazetecilerin sorularını yanıtladı. Güler, bu konu ile ilgili herhangi bir tasarı, paket ya da üzerinde mutabakata varılmış bir tasarı taslağı bulunmadığını söyledi. Mukayeseli hukuk alanında AB ülkelerinde ve dünya polisinde önleyici yetkiler ile ilgili bir araştırma yapıldığını belirten Güler, “Hangi ülkeler önleyici tedbir olarak hangi müesseseleri uyguluyor. Bununla ilgili bir çalışmayı sanki bir tasarı şeklinde yapmışlar. Ama şunu özellikle ifade etmek isterim, hırpalanabilecek bir paket arandı, üzerinde fırtınalar koparılacak bir paket aranıyor herhalde. Bunu demokratikleşme paketinde bulamayınca olmayan bir paket üzerinden görüyorum ki hem basında hem de bazı köşe yazarları sanki böyle bir şey varmış gibi, demokratikleşme paketinin hemen ardından sanki otoriter yetkiler geliyormuş gibi algılamışlar. Bu tamamen yanlıştır. Böyle bir çalışma yoktur.” diye konuştu. Güler şöyle devam etti: “Evrensel hukukta, şöyle bir kural var. Bizim de kabul ettiğimiz, İçişleri Bakanlığı olarak benim de hükümetimizin de 11 yıldan bu yana yapmakta olduğu çalışmalar şudur. Özgürlükler en geniş anlamda kullanılmalıdır. İki, suç işlemesini önlemek kamu düzeninin bozulmasını önlemek, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesini engelleyici faaliyetlere karşı da önleyici tedbirler yani zararın meydana gelmeden, suç işlenmeden, yapılması gereken işlemlerle ilgili olarak da en etkin, en çabuk şekilde davranılmalıdır. Bu dünyanın her yerinde geçerli. Bir de suç işlendikten sonra verilen cezalar caydırıcı olmalıdır. Bu üç temel kural, tüm evrensel hukuk kuralları içinde vardır ve bir çok ülkelerde de bu farklı farklı uygulanıyor. Almanya’da, İngiltere’de, Belçika’da, Fransa’da başka ülkelerde kontrol altına alma diye bir müessese var. Önleme hapsi denilen bir müessese var. Uzaklaştırma denilen müesseseler var. Bunların bir kısmı Türk hukukunda var, bir kısmı yok. Mesela uzaklaştırma dediğimiz tedbir bizde yavaş yavaş bazı şeylere girdi. Belli bir yerden uzaklaştırma var. Belli bir yere girmesi veya belli bir yere gitmesini engelleyici uzaklaştırma tedbiri var. Ama önleme hapsi ya da kontrol altına alma yok. Biz bunlarla ilgili bir araştırma çalışması yaptık. Yoksa hükümetin önüne götürülmüş bir çalışma yok. Hemen demokratikleşme paketinin de ardından böyle bir şey söz konusu değil. Tekrar ediyorum, bir paket yok, bir tasarı yok, üzerinde mutabakata varılan bir tasarı taslağı da yok.””BİR ETÜT ÇALIŞMASI”Bir gazetecinin, “Yani İçişleri Bakanlığı’nın bir araştırma çalışması mı?” şeklindeki sözleri üzerine Güler, “Bir etüt çalışması bu. Dünya polisinin, devletlerin, AB ülkelerinin önleyici anlamda yaptıkları çalışmalar nelerdir, bununla ilgili araştırma. Her zaman yapılır. Bilimsel seviyesinde yapılır, akademi de yapılır, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde yapılır. Bunların üzerine çalışılır.” cevabını verdi. “Taslak haline getirilebilir mi?” sorusuna karşılık Güler, “Hayır, tekrar söylüyorum. Tasarı yok, üzerinde mutabakata varılmış bir tasarı taslağı da yok. Böyle bir paket hiç yok.” ifadesini kullandı. Konuyla ilgili başka bir soruya karşılık Güler, “Polisin önleyici yetkilerini daha etkin, daha süratli olarak uygulayabilmesi, cezaların caydırıcılığı anlamında da her zaman çalışma olur. Bakın cezaların caydırıcılığı anlamında konuşalım. Türkiye’de tekerrür hükümleri maalesef eksik işletiliyor. Yani, tutuklama süresi diyelim iki yıl. İki yılın altında suçu işleyenlerin, mesela hırsızlık suçlarında bu çok gündeme geldi. Defalarca hırsızlık yapan kişiler maalesef tutuklanmıyor. Ama tekerrür halinde bunların tutuklama sınırları eşiğine getirilmesine ilişkin sürekli tartışılan bir konu var. Bu, Adalet Bakanlığı’nca tartışılır, bakılır. Kamuoyunda, ilgili kurullarda tartışılır. Böyle bir ihtiyaç varsa zamanı gelince gündeme getirilir ama şu anda böyle bir şey yok.” dedi.

350 total views, 0 today

Avrupa Birliği Bakanı Ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın Avrupa Birliği Adalet Divanının Demirkan Kararını Değerlendirdi

Ankara Masaj Salonu 25 Eylül 2013

Avrupa Birliği Bakanı Ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın Avrupa Birliği Adalet Divanının Demirkan Kararını DeğerlendirdiAvrupa Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, “Roma Antlaşması paralelinde hazırlanan ve nihai hedefi tam üyelik olan Ankara Anlaşmasının hükümleri açıktır. Hiç kuşkusuz, hedefi tam üyelik olan bir anlaşmada, kişilerin serbest dolaşımının tam olarak gerçekleştirilmesi, bu hedefin ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye-AB ortaklık hukukunda yer alan hizmet sunma serbestisi kavramını Birlik hukukunda yer alan aynı kavramdan farklı yorumlamak mümkün değildir” dedi.AB Bakanı Bağış, Adalet Divanı’nın Demirkan kararını değerlendirdi.Bağış, şunları kaydetti: “Kamuoyunda Demirkan Davası olarak bilinen dava bugün neticelenmiş ve ne yazık ki Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) adaletsiz bir karar vermiştir. Karar üzerinde hukuki mülahazalardan çok siyasi mülahazaların etkili olduğu anlaşılmaktadır. AB hukuku önyargılara ve gündelik siyasi hesaplara kurban edilmiştir. Sınırların kalkması fikrine dayanan Avrupa Birliği’nin temel değerleriyle de bu karar çelişmiştir. Yeni duvarlar örmekten, yeni sınırlar üretmekten vazgeçilmeli, köprüleri atmak yerine yepyeni köprüler inşa edilmelidir”Bağış, bu kararla Türk vatandaşlarının hizmet almak üzere AB ülkelerine yapacakları ziyaretleri hizmet sunma kapsamında değerlendirmeyerek AB hukukuyla ve Türkiye-AB ortaklık hukukuyla bağdaşmayan bir karar verdiğinin altını çizerek, “Roma Antlaşması paralelinde hazırlanan ve nihai hedefi tam üyelik olan Ankara Anlaşmasının hükümleri açıktır. Hiç kuşkusuz, hedefi tam üyelik olan bir anlaşmada, kişilerin serbest dolaşımının tam olarak gerçekleştirilmesi, bu hedefin ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye-AB ortaklık hukukunda yer alan hizmet sunma serbestisi kavramını Birlik hukukunda yer alan aynı kavramdan farklı yorumlamak mümkün değildir. Dolayısıyla, başta turistler olmak üzere tıbbi tedavi görmek, eğitim almak veya iş seyahati için üye ülkelere gitmek isteyen vatandaşlarımız hizmet alıcılar olarak hizmet sunma kapsamında değerlendirilmelidir ve vizesiz seyahat imkânından yararlanabilmelidir”.Kararın halihazırda AB ile yürütülen vize muafiyeti süreciyle de çeliştiğini belirten Bağış, “Zira Türkiye ile vize muafiyeti sürecinin başlatılması konusunda görüş birliğine varan ve Türkiye’nin bir an önce Geri Kabul Anlaşmasını imzalayarak süreçte ilerleme kaydetmemizi isteyen üye devletlerin bu davaya müdahil olarak olumsuz görüş bildirmeleri ve Divan’ı baskı altına almaları tarafımızca not edilmiştir. Bu durum, sözkonusu ülkelerin vize muafiyeti sürecindeki samimiyetleri konusunda da şüphe uyandırmıştır. Halihazırda Komisyon’la devam eden vize muafiyeti sürecinde Türkiye’nin bahse konu üye devletlerin tavırlarını göz ardı etmeyeceği bilinmelidir” dedi.AB hukukunun AB’nin kendi hukuk mekanizmaları tarafından adil ve objektiflikten uzak şekilde yorumlanması ayrıca düşündürücü olduğuna işaret eden Bağış, “AB’nin temel değerlerinden olan hukukun üstünlüğü ilkesi adına da ABAD’ın bu kararı talihsizliktir. Hukuk herkesin kendi işine gelen tarafından tutup yorumlayacağı bir olgu değildir. Hukuk siyasi hesapların görüleceği bir platform da değildir. Hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunu gözeten yaklaşımların bizzat Avrupa Birliği tarafından reddedilmesi gerekir. Türkiye hiç şüphesiz bu kararı dikkatle değerlendirip, adımlarını ona göre atacaktır” diye konuştu.Bağış, karara saygı duyacaklarını kaydederek, “Ancak daha önce çeşitli mahkemeler tarafından vize konusunda vatandaşlarımız lehine çıkan kararların uygulamada karşılaştıkları dirençler, umarız Demirkan kararının uygulanmaması konusunda da gösterilir. Bizim su anda tek gayemiz Türk vatandaşlarına tam anlamıyla vize muafiyetinin sağlanmasıdır. Mahkeme kararlarıyla bu surecin baltalanması, ertelenmesi veya engellenmesi söz konusu olamaz” dedi.

274 total views, 0 today

Çiçek: 100 Bin Insan Ölürken Ses Yok, Kimyasal Silah Olunca Hareketlilik Var

Ankara Haberleri 03 Eylül 2013

Çiçek: 100 Bin Insan Ölürken Ses Yok, Kimyasal Silah Olunca Hareketlilik VarTBMM Başkanı Cemil Çiçek, ‘adına en çok yalan söylenen kavramların insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü’ olduğunu söyledi. Çiçek, “Bunlar adına bugün büyük yalanlar söyleniyor. Yüz binden fazla insan sınırlarımızın hemen öbür tarafında hayatını kaybetti, 5 milyon insan yerinden yurdundan, evinden edildi. Şimdi göçmen, mülteci olarak en basit, en temel insan hakları bile bugün buralarda geçerli değil. Ama kimsenin vicdanı sızlamıyor.” dedi.Cemil Çiçek, Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından düzenlenen ‘Uluslararası Kamu Denetçiliği Sempozyumu’nun açılışında yaptığı konuşmaya, uzun zamandan beri Türkiye‘nin özlemi olan Kamu Denetçiliği Kurumunun hayata geçmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek başladı. Türkiye’de, önemli bir boşluğun doldurulduğunu vurgulayan Çiçek, kurumun saygınlığının mevzuatından daha önemli olduğuna, kurumlara yaptıkları faaliyetlerin anlam kazandırdığına, bu konudaki sorumluluğun da çalışanlara düştüğüne işaret etti. Demokratik standartları yükseltmek, toplumun mutluluk ve refahını artırabilmek için uzun zamandan beri anayasal, yasal, yapısal ve kurumsal düzenlemeler yapıldığını anımsatan Çiçek, reformların büyük bir hızla devam ettiğini söyledi. Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşabilmek için yapılması gereken reformların süreceğini kaydeden Çiçek, “Bu, bizim hedefimiz, çabamız, gayretimiz. Öbür taraftan da Türkiye’nin stratejik tercihi olarak AB‘ye tam üye olmak gibi de bir hedefi var. Sayın ombudsmanların bulunduğu bir ortamda bunu da ifade etmek istiyorum, bugün epey uzaklardayız. Kör topal, ağır aksak gidiyor. Sebep biz değiliz, biz bize düşeni kabul ediyoruz. Böyle bir hedeften de Türkiye vazgeçmemiştir” diye konuştu. AB’nin Türkiye ile ilgili ilerleme raporlarında eksiklik olarak ifade edilen Kamu Denetçiliği Kurumu’nun kurulmasıyla eksikliklerin büyük ölçüde ortadan kalktığını ifade eden Çiçek, kurumun toplum barışına katkı sağlayacağını, devlet-vatandaş ilişkilerinin aksayan yönlerini hukuk ve hakkaniyet çerçevesinde çözerek devlete güveni artıracağına inandığını söyledi. 2 konuda şikayetlerini iletmek istediğini belirten Çiçek, bunların ombudsmanların görevleri arasına girmediğini ve usul hükümleri çerçevesinde bu konuda başvuru yapamayacağını bildiğini de ifade etti. “AB’nin tutumunu ombudsmanlara şikayet ediyorum. Çünkü bu kuruma vücut veren felsefe, hukuk, hakkaniyet, dürüstlük ve şeffaflıktır. Maalesef 50 yıldır bu konuda Avrupa’dan çok ciddi şikayetlerimiz var” diyen Çiçek, bu konuda somut örnekler ortaya koyabileceğini ancak toplantının çerçevesinin buna uygun olmadığını dile getirdi. Çiçek, şöyle devam etti: “Artık 50 sene sonra Avrupa’dan dürüstlük, şeffaflık ve hakkaniyete uygun bir tavır, politika, kararlar bekliyorsak çok şey beklemiş olmuyoruz. Ahde vefanın gereğidir, yaptığımız anlaşmaların gereğidir. Bize ‘şu yasaları çıkarmazsanız tarih vermeyiz’ diyen AB, ben biliyorum ki şu an AB üyesi ülkelerde komünist dönemden kalma ceza kanunu uygulamaları var. Ama bize gelince, ‘Şu bir buçuk ay içerisinde ceza kanunu, ceza muhakemesi kanunu, infaz kanunu, adli kolluk kanunu bir buçuk ay içerisinde’… Cepten sigara paketi çıkartmak isteseniz, bir buçuk ayda bu kadar paket çıkmaz. ‘Ya bunları çıkarırsınız ya da biz size tarih vermeyiz’. Ama halen komünist dönemin kanunlarıyla bu ülkelerde uygulama yapılıyor. Bize deniliyor ki: ‘Fikir, ifade özgürlüğü’. Eyvallah, bunlar doğru şeylerdir, kabul ettiğimiz hususlardır. Eksikliklerimiz var ama belli bir iddiayı kabul etmediği için seçilme hakları ellerinden alınan Türk kökenli AB üyesi ülkelerin vatandaşları var.” AB ilerleme raporlarında her zaman insan haklarına, özgürlüklere vurgu yapıldığını, insanlığın ortak değerleri olan bu konulardaki vurguların da doğru olduğunu kaydeden Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ama en temel hakkı, hayat hakkını ortadan kaldıran terör örgütleriyle ilgili bir müşterek politika takip etmek gerektiğinde, tavır ortaya koymak gerektiğinde hep arkadan dolaşılır. Bu çok açık bir şey. Türkiye’de 40 binden fazla insanın hayatına mal olmuş, bu kadar insanının kanını dökmüş bir örgüt, ilk eylemini 15 Ağustos 1984’te koydu. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin, bunu terör örgütü üyesi olarak kabul etmeleri 2002’dir. 1984’ten 2002’ye kadar acaba bu bir hayır kuruluşu muydu? Bunların oralarda örgütlenmelerine, maddi kazanç, kaynak, eleman temin etmelerine, basın yayın desteği yapmalarına hiç ses çıkarılmadı. Şimdi görüyoruz, toplantının başlığı, eğer bir sanal başlık değilse, ‘insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü’. Hayat hakkı ortadan kalkarken halen bir ortak politika takip edemiyorsak ombudsmanlar tek başına demokrasiyi, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü nasıl koruyacak? Demek ki evvela bir ortak politika takip etmemiz, bunlara karşı ortak bir tavır almamız gerekiyor. ‘Ben devletten şunları şunları istiyorum, hükümetten bunları istiyorum ama bunlar verilmezse ben bunların ucunu götürüp C4 patlayıcıya bağlıyorum. Devletten ve hükümetten şu taleplerim var, bunlar olmadığı takdirde plastik patlayıcıya bağlıyorum ve bunları ateşleyeceğim’. Nitekim ateşliyor, doğru dürüst bir kınama gelemiyorsa bu söylediğimiz kavramlar ne anlam ifade eder.” Usül bakımından ombudsmanlara şikayet hakkı olmadığını bildiğini tekrarlayan Çiçek, “Ama herhalde en büyük ombudsman, kamu vicdanıdır, insanlığın vicdanıdır. O vicdan çerçevesinde bunlara verilecek bir cevap bulunması lazım.” ifadesini kullandı. İnsanlık tarihini, ‘insan haklarının, demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün kazanılması’ tarihi olarak niteleyen Çiçek, insanlığın bunun için mücadele verdiğini, bu mücadelenin çok sayıda kişinin canına mal olduğunu dile getirdi. Meclis Başkanı Çiçek, “O en büyük ombudsman dediğim, ombudsman da görevini yapmıyor, vicdanen. 100 bin insan ölmüş, yaşadığımız şu garipliklere bakın. Kimyasal gaz kullanılıyor, bin 300’den fazla insan ölüyor, hemen bir hareketlilik başlıyor ama geldiğimiz nokta itibarıyla izahı mümkün olmayan, en büyük ombudsmanın, vicdanın asla kabul edemeyeceği bir insanlık çelişkisi de yaşanıyor. 100 bin insan ölürken ses soluk yok, kimyasal silah kullanılınca bir hareketlilik var. Bunun ne olacağı da belli değil, bir kısmı geri vitese taktı, bahaneler aranıyor. Şimdi şu mudur; hangi ombudsman bunu kabul edebilir? ‘Kimyasal silahla öldüremezsin ama şehirleri bombalayabilirsin, roket, tank, top, helikopter kullanabilirsin, en modern, konvansiyonel silahları kullanabilirsin. Bu şekliyle öldürmekte hiçbir beis yok ama kimyasal silah kullanamazsın’. Hangi omdusman kabul eder ki ben öldükten sonra ha kimyasal gazla ölmüşüm ha makineli tüfekle veya yukarıdan atılan bombayla. Böylesine çelişkili, ikiyüzlü bir dünyada bu toplantının başlığı olan, ‘insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü’nü nerede bulacağız? Bunlar sanal kavramlar mı, hakikaten özümsenmesi ve bir ortak payda haline getirilmesi gereken kavramlar mı?” Türkiye’nin eksiklikleri olduğunu ve bunu düzeltmeye uğraştıklarını dile getiren Çiçek, Türkiye’nin tek başına bu sıkıntıları ortadan kaldıramayacağını, ortak tavır ve ortak vicdana ihtiyaç olduğunu kaydetti. Cemil Çiçek, şunları söyledi: “Onun için belki formal, resmi anlamda bu söylediklerimi şikayet edeceğim bir uluslararası ombudsman da yok. Uluslararası kuruluşlar var, diyet, kalorisi yok. Beyanatlar var, kalorisi yok, karşılığı yok. Dolayısıyla eğer bu kurumlar biraz daha anlamlı hale gelecekse kamu denetçileri, ombudsmanlar, ki bu kişiler saygın kişilerdir, herhalde resmi görevlerinin yanında söylediğimiz çığlıklara da kulak vermeleri, kendi ülkelerinde, kendi bölgelerinde, tüm insanlığın ızdırabını, acısını dindirecek bir ortak tavrı ortaya koymaya ihtiyaç vardır.” Çiçek, tüm bunların sanal kavramlar ve hedefler olmaktan çıkarılarak, erişilmesi gereken hedefler haline getirilmesini ümit ettiğini söyledi.

284 total views, 0 today

Babacan: Hukukun Üstünlüğü Için Atılacak Çok Adım Var

Ankara Haberleri 03 Eylül 2013

Babacan: Hukukun Üstünlüğü Için Atılacak Çok Adım VarBaşbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Türkiye’nin, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir ülke olabilmesi için daha atacağımız çok adımlar var.” dedi.Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)’nin 69’ncu Olağan Genel Kurulu’nda seçilen yeni yönetim kurulu üyeleri ve konsey üyelerine ziyaret eden Babacan, Türk iş dünyasının en büyük çatı örgütü TOBB ile hükümet olarak 10 yıl 10 aydır çok yakın işbirlikleri belirterek, Türkiye ekonomisinin özel sektörün omuzlarında yükseldiğini dile getirdi. Toplanan vergilerin ve primlerin milli gelire oranının yüzde 27 olduğunu kaydeden Babacan, ekonomide devletin ağırlığının, Fransa’ya göre yarı yarıya daha az konumda bulunduğunu anlattı ve “Bu da dinamizm, büyüme ve verimlilik getiriyor.” ifadesini kullandı. İktidarda bulundukları dönemde sosyal, siyasi ve ekonomik dönüşüm yaşandığına işaret eden Ali Babacan, Türkiye’de demokratikleşme, temel hak ve özgürlükler, hukukun üstünlüğü konularında çok önemli mesafe katedilidiğini kaydetti. Babacan, konuşmasında AB süreciyle ile ilgili de değerlendirmelerde bulundu. AB reformlarının devam ettiğini kaydederek, “Türkiye’nin hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir ülke olabilmesi için daha atacağımız çok adımlar var maalesef. AB sürecimiz bu konularda bizim için hala çok çok kıymetli.” diye konuştu. “HUKUK DEVLETİ KURALLARI ÇERÇEVESİNDE TÜRKİYE’DE HERŞEY AÇIK”Konuşmasında, hükümetleri döneminde yapılan icraat sayesinde Türkiye’nin açık bir toplum haline geldiğini de savunan Babacan, şu anda ulusal ve bölgesel düzeyde 400 televizyon kanalı, bin 100 radyo, 7 bin 100 gazete ve derginin faaliyet gösterdiğine dikkati çekti. Vatandaşların sosyal medya kanalıyla adeta habercilik yaptığını ve düşüncelerini cep telefonuyla herkesle paylaştıklarını anlatan Babacan, şöyle konuştu: “Hukuk devleti kuralları çerçevesinde kullanıldıktan sonra Türkiye’de her şeyin açıkça tartışılması, ifade özgürlüğünün gerçek anlamda Türkiye’de uygulanması, Türkiye’yi hep doğru yönde tutacaktır. İçine kapanan ülkelerde yanlışlar yapılır. Bir ülke ne kadar içine kapanırsa o kadar kendi yanlışları ile beslenen bir girdaba girebilir. Açık ülkelerde ise bu hatalar minimize edilir.” Babacan, konuşmasında Türkiye ekonomisinin açık bir ekonomi haline geldiğini belireterek artık daha adil paylaşılan bir milli gelir olduğunu ve gelir dağılımı göstergelerinin her yıl adım adım düzeldiğini de sözlerine ekledi.

302 total views, 0 today

Bakan Çağlayan: Ağustos Ayı Ihracatı Yüzde 1.4 Arttı

Ankara Haberleri 01 Eylül 2013

Bakan Çağlayan: Ağustos Ayı Ihracatı Yüzde 1.4 ArttıEkonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Ağustos ayı ihracatçı birlikleri kayıt rakamlarını değerlendirdi. Çağlayan, “İhracatçı birlikleri kayıtlarına göre, 2013 yılı Ağustos ihracatımız yüzde 1.4 artarak 10 milyar 595 milyon dolar oldu. Ağustos ayı ihracat kayıt rakamları ile 8 aylık ihracatımız 98,9 milyar dolar oldu, 100 milyar dolara dayandı.” dedi.Çağlayan, yaptığı yazılı açıklamada, geçen senenin aynı dönemine göre sanayi ürünleri ihracatının binde 2 oranında artışla 8 milyar 779 milyon dolar, tarım ürünleri ihracatının yüzde 5,2 oranında artarak 1 milyar 415 milyon dolar, madencilik ihracatının yüzde 17 oranında artarak 401milyon dolara yükseldiğini bildirdi. Otomotiv sektörünün Ağustos ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 18,6 oranında artışla 1 milyar 267 milyon dolar ihracat gerçekleştirdiğini belirten Zafer Çağlayan, “Kimyevi maddeler ve mamulleri sektörü binde 7 azalarak 1 milyar 448 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Hazır giyim ve konfeksiyon sektörü yüzde 8,4 oranında artış gösterdi ve 1 milyar 402 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi.” dedi. AB‘YE İHRACAT ARTIYORAB ülkelerine ihracatın yüzde 5,8 oranında artarak 4 milyar 434 milyon dolar seviyesine geldiğini açıklayan Çağlayan, şu bilgileri verdi: “İhracatımızdan aldığı pay yüzde 41,8 oldu. Ortadoğu ülkelerine ihracatımız yüzde 16,9 oranında azalarak 1 milyar 925 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti. 2013 yılı Ağustos ayında toplam 226 ülke/gümrük bölgesine yönelik ihracat yapıldı. Ağustos ayında 100 milyon doların üzerinde ihracat gerçekleştirdiğimiz ülke sayısı 27 oldu. Yılbaşından bu yana ise 100 milyon dolardan fazla ihracat yaptığımız ülke sayısı 97’yi buldu.” YILIN KALAN AYLARI ZOR GEÇECEK GİBİAğustos ayında en çok ihracat gerçekleştirilen ülkeler sıralamasında ilk 5’te Almanya (993 milyon dolar), Irak (866 milyon dolar), İngiltere (619 milyon dolar), Rusya Federasyonu (582 milyon dolar) ve Fransa’nın (409 milyon dolar) yer aldığını kaydeden Çağlayan, Ağustos’ta 100 milyon doların üzerinde ihracat gerçekleştiren 13 il olduğunu ifade etti. 158 milyar dolar ihracat hedefini zorlayan çok sayıda küresel gelişme olduğunu anlatan Çağlayan, şöyle devam etti: “Türkiye’de döviz kurundaki artışın ihracat açısından olumlu olduğuna yönelik yorumlar abartılı. Sadece TL değil, birçok para birimi değer kaybettiği için TL’deki değer kaybının getireceği rekabet avantajı göreceli olarak daha az. Ayrıca kur artışının ithal girdi maliyetlerini artırması sebebiyle ihraç fiyatlarının da arttığı bir dönemdeyiz. Buna son 2-3 ayda küresel ekonomideki tansiyonu da eklediğimizde dış talebin reel olarak zayıf seyrettiğini görüyoruz. Dolayısıyla yılın kalan ayları şimdiye kadarkinden daha zor geçecek gibi görünüyor.

286 total views, 0 today

Ab Bakanı Bağış, Bosna-hersek Büyükelçisi Dzanko’yu Kabul Etti

Ankara Haberleri 27 Ağustos 2013

Ab Bakanı Bağış, Bosna-hersek Büyükelçisi Dzanko'yu Kabul EttiAvrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, yurtdışına asker göndermeye izin verecek olası bir tezkere ile ilgili olarak, “Meclis’ten eğer bir tezkere ihtiyaç olursa tezkere çıkarmak çok ciddi mesele olmayacaktır” dedi.Bakan Egemen Bağış, Ankara‘nın Bosna-Hersek Büyükelçisi Damir Dzanko’yu, Ulusal Ajans’taki makamında kabul etti. Kabulde bir konuşma yapan Bakan Bağış, Bosna-Hersek’in kendileri için komşu ve kardeş olduğunu belirterek, Türkiye‘nin Bosna-Hersek’in, NATO ve Avrupa Birliği üyeliğini desteklediklerini kaydetti. Bağış, “Türkiye AB üyesi olmadan da kendi ayakları üzerinde durabilen, kendi gücünü ortaya koyabilmiş bir ülke. Ama Balkan coğrafyasında istikrar ve barışın sağlanması için NATO ve Avrupa Birliği çok önemli iki sütundur. Bosna-Hersek’in, orada yaşayan kardeşlerimizin o acı, karanlık günlere dönmesini engellemenin en önemli yollarından bir tanesi istikrarın kalıcı olmasıdır. Bosna-Hersek ve tüm komşu ülkelerinin Avrupa Birliği ve NATO üyeliklerinin kalıcı bir şekilde sağlamlaşmasını elde etmek olacaktır” ifadelerini kullandı.Büyükelçi Dzanko ise Bosna’nın AB ve NATO üyeliklerini konuşacaklarını ifade ederek, Türkiye’nin deneyimlerinden yararlanmak istediklerini vurguladı. Suriye‘ye müdahale konusunu Pazartesi günü Bakanlar Kurulu’nda değerlendireceklerini söyleyen Bağış, “Şu anda uluslararası kamuoyunun hassasiyetlerini arttırması için Türkiye yoğun bir diplomasi trafiği içindedir” şeklinde konuştu.Bağış, Suriye ile ilgili olarak Meclis’ten tezkere çıkarılmasına ilişkin, “Meclis’ten eğer bir tezkere ihtiyaç olursa tezkere çıkarmak çok ciddi mesele olmayacaktır. Türkiye’de ben inanıyorum ki gerek iktidar gerek muhalefet partilerinin milletvekilleri Suriye’deki vahşeti bir an evvel durdurmak için üzerlerine düşeni yapacaktır” diye konuştu.Bağış, ana muhalefet partisinin Birleşmiş Milletler kararının beklenmesi gerektiği hususunda, CHP‘yi eleştirdi. Bağış, CHP’nin Esad ile olan bağlantılarının bilindiğini hatırlatarak, bu ilişkiyi hayatları kurtarmak için kullanmadıklarını söyledi. Bağış, şunları kaydetti:”Sayın Kılıçdaroğlu Somali’ye gidiyorum diye Kenya’ya gitmişti. Bende Bağdat’a gideceğini duyunca endişe ettim, yanlışlıkla başka bir yere gider diye. Ama sora sora Bağdat’ı bulan Sayın Kılıçdaroğlu’nun sora sora sandığı da bulacağını umut ediyorum.”

266 total views, 0 today

Desam Genel Başkanı Gürkan Avcı:

Ankara Haberleri 27 Ağustos 2013

Desam Genel Başkanı Gürkan Avcı:Türk eğitim sisteminin yüzyılı aşkındır yabancıların planlı müdahaleleri ve yönlendirmeleriyle özünden, kökünden ve kadim mecrasından koparılmaya çalışıldığını söyleyen Demokrasi ve Eğitim Stratejik Araştırmalar Merkezi (DESAM) Başkanı Gürkan Avcı, “Türkiye’de milli ve manevi değerlerinden koparılmış, yabancı kültürlere hayran, kendi değerlerini küçümseyen, kozmopolit bir ruhla yetiştirilmiş bir gençlik oluşturulmuştur” dedi.AK Parti hükümetleri döneminde Türk eğitim sisteminin emperyalizmin emel ve isteklerine daha da açık hale getirildiğini ve yabancıların güdümüne bırakıldığını savunan Avcı, Türkiye eğitim sisteminin, küreselleşmenin hız kazanmasıyla birlikte giderek yabancı danışmanların telkin ve eğilimleri doğrultusunda şekillenmesi gibi ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu söyledi.Eğitim sisteminin tüm sorunlarla ilişkili olan en önemli probleminin toplumun bilimsel anlayıştan uzaklaşması, eğitimi salt diploma olarak algılaması ve etik değerleri kazandıramayan bir eğitim süreciyle muhatap kılınması olunduğunu kaydeden Avcı, “Osmanlı Devleti’nin yıkılışını hazırlayıcı unsurların en önemlilerinden biri de yabancıların eğitim sistemine müdahalesi ve binlerce sayıdaki yabancı okullardır. Yabancı okullarının rolü başta gayrimüslim tebaa olmak üzere genel halkı isyana teşvik etmek, nifak sokmak ve devletten koparmak olmuştur. Yabancıların bu çalışmaları günümüzde de devam etmektedir. Bugün de eğitim sisteminin yapılandırılması ve geliştirilmesi süreçlerinde yabancıların telkin ve tavsiyeleri şirazesinden çıkıp milli eğitim sistemimize zarar verecek duruma gelmiştir. Osmanlı topraklarında açılan binlerce yabancı okul maharetiyle ayrılıkçı, bölücü, devlet ve millet düşmanı nesiller yetiştirildi. Yüzlerce proje AB’nin, IMF’nin, DB’nin ve daha birçok uluslararası kuruluşların isteği doğrultusunda ve onların önderliğinde yürütülen projelerden en masum olanlarıdır. Yabancı kuruluşlar eğitim sisteminin amaçlarından, bu amaçlara ulaşmak için gerekli olacak eğitim-öğretim süreçlerine kadar her şeye müdahale etmektedir. Başarısızlıklarla ve kangren haline gelmiş sorunlarla boğuşan ezberci, sınavcı, dershaneci, eşitsizlikci, piyasacı ve kalitesiz eğitim sistemimizin ne kadar milli olduğu, ne kadar halkın talep ve ihtiyaçlarına hizmet ettiği bugün için en önemli sistem sorundur. Eğitim sistemimizdeki bu sorunun ortaya çıkışı, genelde sistemin yönetimini üstlenen siyasal ve bürokratik kadroların bilerek ya da basiretsizlikleri sonucu aldıkları karar ve yaptıkları uygulamalar nedeniyledir. Hastalıklı virüsler taşıyan mevcut eğitim sistemimiz; batı yaşam tarzına öykünen ama kendi değerlerini küçümseyen, kozmopolit bir yaşam felsefesini içselleştirmesini ve böylece bir avuç şirketin ipoteği altında yaşamasını, küresel kapitalist patronların zincirlerine yeni halkalar eklemekten birinci dereceden sorumludur” dedi.Avcı, “Üniversite öğretim elemanlarının akademik yükseltilmeleri, yabancı dil engeline ve yurt dışı atıflı yayınlara bağlanmasıyla üniversitelerin toplumsal sorunlardan uzaklaştırılmasının da yolu açılmıştır. Yeni öğretmen yetiştirme modeliyle, fakültelerin, eğitim alanlarında uzman yetiştirme görevinden iyice uzaklaştırılması da ayrı bir sıkıntıdır. Öğretmenliğin teknisyenlik düzeyine indirgenmesi de böyle olmuştur. Eğitim sorunlarıyla ilgilenebilecek, olay ve olgulara eleştirel bakabilecek eğitimci yetiştirilmesi istenmemektedir. Ülkemizin en mühim sorunlarından birisi de en nitelikli ve en eğitimli gençlerini beyin göçü maharetiyle elinden kaçırıyor olmasıdır. Eğitim sistemimiz, AB’nin taşeronu ve fason imalat yeri değildir ve olmamalıdır. Uluslar arası fonlu eğitim projeleriyle ülke insanımızın, yabancıların belirlediği amaçlar doğrultusunda yetiştirilmesi istenmektedir. Hiçbir bağımsız, onurlu ve özgür ülke, gençlerini bir başka ülkede iş bulması için, Avrupa’ya, Amerika’ya, Kanada’ya kapağı atsın diye eğitmez. Eğitim sisteminin ecnebi uzmanlar tarafından belirlenmesine izin vermez. Türkiye eğitim sistemi yabancıların güdümüne bırakılamaz” dedi.Çocuk ve gençlerin düşünmeye, sorgulamaya, hayatı yaşamaya, anlamaya ve hesap sormaya başladıkları çağlarının içi kof, ezberci, dogmatik, ucube bir eğitim sisteminin hüküm sürdüğü okullardan, müfredatlardan kurtarılamayacağını söyleyen Avcı, “Yaşanan bunca deneyim açık bir şekilde göstermiştir ki eğitim reformu adıyla uygulanan yabancı menşeli eğitim politikalarının gençlerimize küreselleşen dünyada ara eleman olma, zihinsel yoksulluktan ve yaşam sömürüsünden başka bir getirisi yoktur. Gençlerimiz milli ve kültürel kimliklerinden uzaklaştırılmış, adeta tarihinden ve geleneğinden utanır hale getirilmiştir. Milli ve manevi değerlerinden koparılmış, yabancı kültürlere hayran, kendi değerlerini küçümseyen, kozmopolit bir ruhla yetiştirilmiş bir gençlik oluşturulmuştur. Bu nedenle, eğitim sistemimizdeki bütün antidemokratik müdahalelerin izlerinin silinmesini istiyoruz. Eğitimdeki darbe mirası bütün yasal düzenlemeler kaldırılmalıdır. Yabancı dilde eğitim ayıbı özellikle darbecilerce palazlandırılmıştır. Yapılacak iş, eğitimde ne olup bittiğini doğru ve gerçekçi bir biçimde algılamak, eğitim sistemimizi yabancıların eğilim ve yönlendirmelerine bırakmamak, geleceğimize sahip çıkmaktır. Ben şahsen eski Milli Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer’in de bakanlık koltuğuna yeni oturan Sayın Nabi Avcı’nın da vizyon ve icraatları itibarıyla bu ferasete sahip olduklarına inanıyorum” dedi.

386 total views, 0 today

Kültür Ve Turizm Bakanlığı’ndan Küresel Barış Mesajı

Ankara Haberleri 27 Ağustos 2013

Kültür Ve Turizm Bakanlığı’ndan Küresel Barış MesajıTürkiye’den Dünya Turizm Örgütü’ne ‘Küresel Barış’ mesajı veren Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Özgür Özaslan, “Küresel barış ve istikrar dünya turizm hacminde hayati öneme haizdir” dedi.Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü’nün 20’inci Genel Kurulu Zimbab ve Cumhuriyeti’nde toplandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Özgür Özaslan, 193 ülkenin üye olduğu örgütün genel kurul toplantısında Türkiye’yi temsilen iki ayrı oturumda konuşma yaptı. Dünya Turizm Örgütü’nün “Hava Ulaştırması ve Turizm” konulu oturumunda yaptığı konuşmada Özaslan’ın, küresel barış ve istikrar konularında verdiği mesajlar dikkati çekti.Turizmin en önemli bileşeni olan küresel ve bölgesel barış ve istikrarın, gerek havayolu taşımacılığı gerekse turizm hacmi üzerinde hayati öneme haiz olduğunu söyleyen Müsteşar Özaslan, herhangi bir coğrafyada ortaya çıkan huzursuzluk veya istikrarsızlığın, turizm hacminde sert düşüşlere neden olarak diğer bölgelere de yansıyacağını bildirdi.Aynı hedefe yönelik çaba gösteren ülkelerden birinin kaybının diğerinin kazancına dönüşmesinin mümkün olmadığını vurgulayan Özaslan, ülkelerin turizm potansiyelinden faydalanabilmelerinin tek yolunun küresel barış ve istikrardan geçtiğinin altını çizdi.Konuşmasında ayrıca, Türkiye’nin, hava ulaşımı-turizm gelişimi ilişkisine önemli bir örnek olduğunu belirten Özaslan, Türkiye’de son 10 yılda turist sayısı yüzde 125 oranında artış gösterirken eşzamanlı olarak havayolu taşımacılığında da uçak filosunda yüzde 136, yolcu sayısında yüzde 100 civarında artış sağladığını söyledi.Sivil havacılıkta özelleşmenin rekabeti arttırdığına, Türkiye’de bu rekabetin havayolu taşımacılığını hem maliyet hem de talep karşılamada ulaşılabilir kıldığına değinen Müsteşar Özaslan, ‘çevreci hava ulaşımı’ için başlatılan “Yeşil Havaalanı” projesi hakkında da bilgiler aktardı.VİZE KOLAYLIKLARI VE SCHENGEN VİZESİNDE YAŞANAN SIKINTILARKültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı, Genel Kurulun “Vize Kolaylıkları” başlıklı oturumunda yaptığı konuşmada ise Türk vatandaşlarının Schengen vizesi konusunda AB ülkeleri ile yaşadığı sıkıntıların altını çizdi.Vize kolaylıklarının küresel ölçekte sürdürülebilir turizm gelişimi için önemli olduğunu kaydeden Özaslan, Schengen vizesi konusunda Türk vatandaşlarının yaşadıkları sıkıntıların devam ettiğini anımsatarak, gerekli dokümanların miktarı, uzun onay süreci, standardizasyon eksikliği ile vizenin gerekçe gösterilmeksizin reddi gibi konuların başlıca sorunlar olarak öne çıktığını dile getirdi.TÜRKİYE’NİN BAŞLICA ÖNCELİĞİ VİZE KOLAYLIKLARIVize uygulamalarının küresel turizm kalkınma sürecinin en önemli unsurlarından birini teşkil ettiğini ifade eden Özaslan konuşmasında, vize kolaylıklarının dünyada en çok ziyaret edilen altıncı ülke olan Türkiye’nin başlıca öncelikleri arasında bulunduğuna da dikkati çekti. Küresel turizme yıllık 10 milyon uluslararası ziyaretçi ile katkıda bulunan Türkiye’nin, DTÖ üyesi ülkelerden, vize kolaylıklarına daha büyük önem vermelerini beklediğini belirten Özaslan, seyahati kolaylaştıran önlemlerin, gelişmekte olan pazardan yararlanmak için bir fırsat olduğunu dile getirdi.Vize kısıtlamalarının, ülkelerin gelişmişlik seviyesine de bağlı olarak, günümüzde karşılıklı turizm hareketlerini yüzde 52 ile yüzde 63 arasında azalttığını belirten Bakanlık Müsteşarı, gereksiz engellemelerin destinasyonların erişilebilirliğini sınırlandırdığına, siyasi alanda gerçekleştirilen kolaylıkların ise bu bağlamda turizm hacmine doğrudan katkıda bulunduğuna işaret etti.TÜRKİYE EN AÇIK VİZE POLİTİKALARINA SAHİP ÜLKEKültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı, “G-20 Ekonomilerinde İstihdam Yaratmada Vize Politikalarının Rolü” başlıklı WTO-WTTC ortak çalışmasına da değindiği konuşmasında, ziyaretçilerinin yalnızca yüzde 3’ünden vize talep eden Türkiye’nin, en açık vize politikalarına sahip ülke olduğunun altını çizdi. Son dönemde gerçekleştirilen karşılıklı vize anlaşmaları sonucunda Rusya ve Gürcistan ile kayda değer ölçüde artan karşılıklı turist trafiğine vurgu yapan Özaslan, bu konuya yönelik son adım olarak Nisan 2013’te başlatılan e-vize uygulaması hakkında da katılımcılara bilgiler verdi.

341 total views, 0 today

Tzob Genel Başkanı Bayraktar:

Ankara Haberleri 25 Ağustos 2013

Tzob Genel Başkanı Bayraktar:Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Şemsi Bayraktar, kültüre alınması 7500 yıl öncesine dayanan, anavatanı Anadolu olan üzümün 15 bini bulan çeşidinin 1200’ünün geçmişte Anadolu’da yetişirken, günümüzde ekonomik üretimi yapılan çeşit sayısının 50’lere indiğini, çeşit sayısında büyük azalma meydana geldiğini bildirdi.Bayraktar, yaptığı açıklamada, Karadeniz sahilleri ve Doğu Anadolu’nun kuzey bölümleri dışında Anadolu ve Trakya’nın hemen her yerinde yetiştirilen üzümde Türkiye’nin, bağ alanlarının büyüklüğünde 5’inci, üretimde 6’ıncı sırada belirterek, “ama üzümün anavatanı Anadolu. Türkiye’nin üzümde çok daha büyük bir potansiyeli barındırdığı tartışılmaz bir gerçektir. Üzümde çeşit sayısı korunmalı, geçmişte sökülmüş bağ alanları yeniden kurulmalıdır” dedi.Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2011 yılı verilerine göre, üzüm üretiminde 9 milyon 67 bin tonla Çin’in ilk sırayı aldığını, bu ülkeyi 7 milyon 115 bin 500 tonla İtalya, 6 milyon 756 bin 449 tonla ABD, 6 milyon 588 bin 904 tonla Fransa, 5 milyon 809 bin 315 tonla İspanya’nın izlediğini bildiren Bayraktar, Türkiye’nin 2011 yılında 4 milyon 296 bin 351 tonla altıncı, Şili’nin 3 milyon 149 bin 380 tonla yedinci, Arjantin’in 2 milyon 750 bin tonla sekizinci, İran’ın 2 milyon 240 bin tonla dokuzuncu, Avustralya’nın 1 milyon 715 bin 717 tonla onuncu sırada bulunduğunu belirtti.Türkiye’nin 472 bin 545 hektar olan bağ alanıyla 963 bin 95 hektar bağ alanı olan İspanya’nın, 764 bin 124 hektar bağ alanı olan Fransa’nın, 725 bin 353 hektar bağ alanı olan İtalya’nın ve 596 bin 900 hektar bağ alanı olan Çin’in ardından beşinci sırayı aldığı bilgisini veren Bayraktar, dünya nüfusunun yüzde 1,1’ini barındıran Türkiye’nin dünya üzüm üretiminin yüzde 6,22’sini karşıladığını vurguladı.REKOLTEDE AZALMA BEKLENİYORBu sene üzüm üretimin, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) birinci tahminlerine göre, geçen yıla oranla yüzde 2,4 azalmayla 4 milyon 185 bin 126 tondan 4 milyon 85 bin tona inmesinin beklendiğini belirten Bayraktar, “toplam meyve üretiminin yüzde 22,5’i üzümden oluşuyor. Manisa gibi bazı üzüm üretim bölgelerinde kışın don, ilkbaharda dolu olması, hasat zamanı da yağmur yağması rekolteyi önemli ölçüde düşürdü” dedi.EN FAZLA BAĞ ALANLARI HANGİ İLDEDünyada bağcılık için en elverişli iklim kuşağında yer alan Türkiye’nin en fazla bağ alanlarının Manisa, Denizli, Kahramanmaraş , Mersin, Gaziantep, Diyarbakır, Nevşehir, Mardin, Şanlıurfa, Karaman, Kilis, Elazığ, İzmir, Adıyaman, Bursa, Konya, Çorum, Kayseri, Malatya, Isparta, Ankara, Tokat, Adana, Çanakkale, Uşak, Batman, Hatay, Yozgat, Niğde, Antalya, Tekirdağ, Sakarya, Aksaray, Burdur ve Balıkesir’de bulunduğunu bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:“Özellikle 1980 sonrası gerileme yaşayan bağcılık, son yıllarda modern üretim tekniklerinin uygulanması ve yatırımların artmasıyla gelişmeye başladı. 1970’li yılların başında bağ alanlarının büyüklüğü 860 bin hektardı. O tarihten bu yana bağ alanları yüzde 45 azaldı. Bu alanlar korunsaydı Türkiye bağ alanı büyüklüğünde İspanya’nın ardından dünya ikincisi olurdu.2011 yılında üretilen üzümün yüzde 48’i sofralık, yüzde 33’ü kurutmalık, yüzde 10’u pekmez, pestil, sucuk, şıra ve yüzde 9’u da şaraplık üzümdür.Ülkemiz nüfusu sürekli artış göstermesine rağmen kişi başına üzüm tüketimimiz artmamış, aksine azalmıştır. 1990’ların başında yaklaşık 45 kilogram olan kişi başı üzüm tüketimi günümüzde 34,8 kilograma inmiştir. Çekirdeksiz kuru üzümde ise iç tüketim toplam 20-25 bin tondur.”“VİRÜS VE BAKTERİYEL HASTALIKLARA KARŞI EN ETKİN YÖNTEM TEMİZ VE SAĞLIKLI FİDAN”Bağlarda özellikle bakteriyel hastalıklar, virüs hastalıkları ve floksera zararlısına karşı ilaçlı mücadelenin yapılamadığını, bu nedenle virüs ve bakteriyel hastalıklara karşı en etkin yöntemin temiz ve sağlıklı fidan kullanımı olduğunu belirten Bayraktar, “Floksera ve nematodlar için ise dayanıklı anaçları ile bağların tesis edilmesi gerekmektedir. Aşılı asma fidan üretiminde en büyük sorun yetersizliktir. Aşılı fidan talebi yılda 8-10 milyon adettir ancak üretim talebi karşılayamamaktadır” dedi.“BAĞCILIK, ÜRÜNÜN İÇ VE DIŞ PAZARLARDA DEĞERLENDİRİLMESİNE BAĞLI”Türkiye bağcılığının geliştirilmesinin her şeyden önce elde edilen ürünün taze ya da işlenmiş olarak iç ve dış pazarlarda değerlendirilmesine bağlı olduğunu vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti:“Bu nedenle üretim hedefleri iç ve dış pazarlarda rekabet edecek şekilde belirlenmelidir. Sofralık üzüm pazarlaması çok sayıda alıcı ve satıcının olduğu ve ürünün tüketiciye ulaşıncaya kadar çok sayıda el değiştirdiği bir pazarlama yapısı bulunmaktadır. Diğer yaş sebze ve meyvelerde olduğu gibi sofralık üzüm pazarlaması da 552 sayılı Hal Kanununa göre yapılmaktadır.Sumalık üzümler TEKEL’in Alkol ve Alkollü içecekler bölümü özelleşmesinden sonra tamamen serbest piyasaya kalmıştır. Sumalık üzümler özelleşen içki fabrikaları tarafından alınmaktadır.Çekirdeksiz üzüm Ege Bölgesi üreticilerinin en büyük geçim kaynaklarından birisi olmasının yanında adı ve kalitesiyle dünyada tanınmış olan bir ürünümüzdür.“TÜRKİYE, ÇEKİRDEKSİZ KURU ÜZÜM ÜRETİM VE İHRACATINDA DÜNYA BİRİNCİSİ”Ülkemiz, dünya çekirdeksiz kuru üzüm üretim ve ihracatında ilk sıralarda yer almaktadır. Dolayısıyla ihraç fiyatımız aynı zamanda dünya kuru üzüm fiyatını da belirlemektedir. Kuru üzümde rekolteyi artıran sebeplerden birisi de taze olarak pazarlanamayan üzümün kurutmaya ayrılmasından kaynaklanmaktadır. Bu sebeple sofralık üzüm ihracat iadesi önem arz etmektedir.”-BAYRAKTAR; “EMANETE ÜZÜM VERMEYİN, DEPOLARDA TUTUN”-Arz fazlası ürünün, fiyatın düşmesine dolayısıyla döviz kaybına, üreticinin ve ülkenin zarar etmesine neden olduğunu bildiren Bayraktar, “Çekirdeksiz üzümdeki rekolteye bağlı olarak arz talep dengesinin bozulması, üreticilerimiz aleyhine işlemekte ve bir yıllık emeklerinin sonucunda maliyetin altında ürün satmak zorunda kalmakta veya ürün toplanmadan bağda kalmaktadır. Üreticimiz üzümü emanete vermez, ihtiyacı kadar olan malı satışa çıkarıp geri kalanını depoları veya ziraat odaları depolarında tutarsa fiyat düşmez” dedi.YAPILMASI GEREKENLERKuru üzüm pazarlamasında ve ihracatında en büyük problem temizliktir. Çoğunlukla yerde veya örtü üzerinde kurutulan üzümlerde ihracat esnasında temizlik problemi çıktığını, üzümlerin beton veya tel sergi üzerinde kurutulması gerektiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:“Ambalajlamada özellikle en büyük pazarımız olan Avrupa Birliği (AB) standartlarına uyum göstermek için çalışmalar yapılmalıdır.Çekirdeksiz kuru üzümde AB benzeri bir depolama kuruluşunun oluşturulması ve depolama maliyetinin desteklenmesi gerekmektedir.Ürün pazarlamasında ve serbest piyasada oluşan fiyatı kaçak yollarla gelen üzümler olumsuz etkilemektedir. Kuru üzümde sınır ticareti adı altında ülkemize giren ve sınır illerinde kalmayıp, ihraç edilen kuru üzümün içine karıştırılarak kalitemizi tehdit eden kaçak girişlerin daha sıkı kontrollerle önlenmesi büyük önem taşımaktadır.Şaraplık üzümdeki en büyük sıkıntı, şaraptaki ÖTV’nin yüksekliğinden dolayı ürün bedellerinin düşmesidir. Şarapta ÖTV oranları makul bir seviyeye getirilmelidir.Üzümde alternatif değerlendirme şekillerinin geliştirilmesi gerekmektedir.Ürünün serbest piyasada fiyatının oluşabilmesi için çok fazla alıcı ve satıcının bir arada bulunması gereklidir. Bunun için ürün ihtisas borsaları oluşturulmalı ya da mevcut borsalara işlerlik kazandırılmalı, ticaret borsaları tescil kurumu olmaktan çıkarılmalıdır.Üzümde kayıp da çok fazla. 2011-2012 üretim sezonunda üretim ve piyasada 373 bin 29 ton üzüm çöpe gidiyor. Oldukça büyük miktarlarda üzümün de tüketim aşamasında çöpe gittiği düşünülürse kaybın büyüklüğü ortaya çıkar. Üretim, piyasa ve tüketimde kayıplar doğru ambalajlama ve saklamayla en aza indirilmelidir.”KAYIP MİKTARI 66 ÜLKENİN ÜZÜM ÜRETİMİNDEN FAZLABayraktar, yeterlilik derecesi yüzde 134,3 olan üzümde, 2011-2012 sezonunda 4 milyon 296 bin 351 ton üzüm üretiminin 124 bin 594 tonunun üretimde, 248 bin 435 ton üzümün piyasada kaybedildiğini, 15 bin 465 ton ithalat, 786 bin 930 tonu Avrupa Birliği’ne olmak üzere 1 milyon 123 bin 355 ton ihracat yapıldığını, yurtiçinde 2 milyon 597 bin 730 ton tüketildiğini, üzümde 259 bin 274 ton da endüstriyel kullanım bulunduğunu belirtti. Tüketim aşaması hariç kaybedilen 373 bin 29 ton üzümün Rusya’nın 412 bin 380 ton, bağcılık ülkeleri Cezayir’in 402 bin 592 tonluk, Avusturya’nın 375 bin 301 tonluk üzüm üretimlerine yakın bir rakam olduğunu vurgulayan Bayraktar, dünyada 93 ülke 7 milyon 60 bin 245 hektar bağ alanında, 69 milyon 93 bin 293 ton üzüm üretiyor. Türkiye’de üretim ve piyasa aşamasındaki kayıplar, içlerinde Suriye, Sırbistan, Meksika, Bulgaristan, Ermenistan, Irak, Japonya, Gürcistan gibi ülkelerin de olduğu 66 ülkenin toplam üretimlerinden fazla bir miktar ediyor.Şemsi Bayraktar, Türkiye’de erkenci çeşitlerle başlamış olan üzüm sezonunda hasat yoğunluğunun arttığını, üreticilerin bağ bozumunda emeklerinin karşılığını almalarını ve bol kazançlı yeni bir hasat dönemi geçirmelerinin en büyük temennileri olduğunu bildirdi.

316 total views, 0 today

Page 1 of 41 2 3 4
  • Euro, En Yüksek Reel Getiriyi Sağladı

    Tarafından de 12 Temmuz 2013 - 0 Yorumlar

    Haziran ayında finansal yatırım araçları reel getiri; Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 3,99, Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 4,71 oranlarıyla Euro oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2013 Haziran ayına ilişkin ‘Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranları’nı açıkladı. Buna göre ÜFE ile indirgendiğinde yatırım araçlarından ABD Doları yüzde 2,33 oranında yatırımcısına […]

  • Evde Masaj Ankara

    Tarafından de 21 Haziran 2013 - 0 Yorumlar

    Evde Masaj Ankara Uzak doğu kültürü olan masaj uygulamasının farklı yöntem ve uygulama teknikleri bulunmaktadır. Bu tekniklere bağlı olarak yapılan masaj uygulamaları insanları dinlendirir ve rahatlatır. Masaj uygulaması belirli bölgelere yapılır. Bu bölgelerinde başında bacak, bel ve kol bölgesi gelmektedir. Masaj uygulaması için keşinin kendine masaj yaptırma uygulama istediği sadece kişinin o anki yorgunluğun üzerinden […]

  • Lokal Masaj

    Tarafından de 31 Mayıs 2014 - 0 Yorumlar

    Lokal Masaj   Lokal masaj özellikle belirli bir bölgedeki yoğun ağrıları gidermek amacı ile uygulanan bir masajdır. Vücuttaki bazı ağrılar kalıcı hale gelebilen düzenli aralıklarla kişileri rahatsız edebilen ağrılardır. Bu ağrılara karşı uygulanabilecek en iyi yöntem şüphesiz ki profesyonel bir masajdır. Boyun sırt ağrılar kronikleşebilen ve neredeyse haftalar aylar sürebilen ağrılardır. Bu ağrıları giderme konusunda […]

  • Evde Masaj Keyfi

    Tarafından de 17 Haziran 2013 - 0 Yorumlar

    Evde Masaj Keyfi Vücutta sürekli bir şekilde ağrı olması demek, vücudun içerisinde belirli sorunların var olduğu anlamına gelmektedir ve bu ağrılar eğer ki dikkatli bir şekilde giderilmezse beraberinde çok ciddi sorunları da getirecektir. Vücudun oksijen sıkıntısı oluşması demek, o bölgede ağrı oluşması anlamına gelmektedir. Oksijen eksikliği birçok sebep neticesinde oluşabilir. Örneğin vücudunuzun bir yerine darbe […]

  • Tedavi Edici Masajın Fiziksel Faydaları

    Tarafından de 12 Eylül 2014 - 0 Yorumlar

    Tedavi Edici Masajın Fiziksel Faydaları Stresin azaltılmasına ve rahatlamaya yardımcı olur. Kas gerginliğinin ve sertliğinin giderilmesine yardımcı olur. Hamilelik dönemindeki sıkıntıyı hafifletir. Zorlanan kasların ve burkulan liflerin iyileşmesini teşvik eder. Ağrı ve şişliği azaltır, aşırı doku yaralanmalarını azaltır. Kas spazmlarını azaltır. Eklemlerin esnekliğini ve hareket çeşitliliğini arttırır. Atletik performansı geliştirir; spor veya çalışma sırasında oluşan […]

istanbul masaj salonu - şişli masaj mutlu son